BAĞIMLILIKTAN SEVGİYE

love-551257_960_720‘Ben! Sen! ve Sevgi;

Önemli olan yalnızca bunlar!’

 Richard Bach

 

Duygusal ilişkilerin bir çoğunda bağımlılık unsurları vardır. Aşk, tutku, sevgi duygularını hissettiğimiz bir ilişkinin içinde tam bir uyum yakalamak kolay değildir. Kolay değil diyorum çünkü böyle bir uyumun olduğu sevgi yetişkin ve kendini tamlık hissi ile bilen bir bilinç gerektirir ki çok az kişi yetişkin bilinciyle ilişkilerini kurar. Yetişkin bilincine ulaşabilmek için kişinin yaşamının tüm gelişim evrelerini tam ve sağlıklı yaşaması anne ve babasından güçlü ve süreklilik taşıyan sevgi alıp vermesi gerekir. Genellikle bilincimiz çocukluk veya ergenlikte takılır kalır. Beden gelişimi devam etse bile kişi belli bir travma nedeniyle bilincinin oraya takılıp kaldığının farkında olmadan hayatın içinde yol alır. Özellikle duygusal ilişkilerde eğer kadın ve erkekten herhangi biri cocukluk veya ergen bilincinde kalmışsa bir yetişkin gibi ilişki yaşaması mümkün olmaz.

 

Çoğunlukla duygusal ilişkiler tutku ile başlar. Cinsel çekim ve tutku ilişkiyi ateşler. Birbirini keşfetme ve cinsel çekimin gücü ile insanların bir çoğu aşık olduklarına ya da sevdiklerine inanırlar. Tam bu sırada bilinçaltındaki travmaların izleriyle çocukluk veya ergenlik anılarında takılan bilinç yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar. Hiç olmayacak anlarda beklenmedik tepkiler verir. Aşırı kıskançlık en bilinen tepkilerdendir mesela. Bununla birlikte travmalarının esiri olan kişi partnerini hırpalamaya başlar. Tutku, cinsel çekim ve sevgiye ragmen artık birşeyler değişir. İlişkinin dengesi kaybolmaya başladığında karşılıklı suçlamalar, duygusal manipülasyonlar, histerik ataklar yaşanır. Yetişkin bir bilinçte olan kişinin bu aşamadan sonra ilişkiye devam etmesi mümkün değilken cocukluk veya ergenlik bilincinde kalan partnerler ne seninle oluyor, ne sensiz mantığıyla ilişkilerini devam ettirmeye çalışırlar. Bu şekilde devam eden ilişki artık sevgi değil bağımlılık ilişkisidir. Bağımlı ilişkiler yaşayanlar genellikle aşağıdaki özelliklere sahiptir.

 

  • Genellikle kendilerini tükenmiş hissederler:

Partneri yoksa yaşayamayacağına inanır ve onu kaybetmemek için yaptığı her ne varsa onu sadece tükenmişliğe götürür.

  • Kişisel sınırları kaybolmuştur:

Aşırı derecede partnerinin hükmü altında olmaktan dolayı artık ne düşünmesi, nasıl davranması gerektiğine dair kişisel farkındalığın yitirildiği aşamadır ki bu aşamada kişi kendini kaybolmuş hisseder.

  • Sado-mazoşist davranışlar sergilerler:

Bağımlı ilişkilerin çoğunda genellikle parnerlerden biri daha fazla verici iken digeri daha çok alıcı durumdadır. Sadomazoşizm ilişkide kendini göstermeye başladığında bir taraf bilinçaltıyla karşısındakini üzüp, incitmekten zevk alırken, karşısındaki de farkında olmadan üzülüp incinmekten hoşlanabilir. Bunun daha ileri aşamalarında ise eşler birbirlerine fiziksel olarak zarar vermeye başlayabilir.

  • Psikolojik ve duygusal manipülasyonlar yapar:

Bu aşamada çoğunlukla dram yaratan ve duygusal olarak partnerini incitecek, aşağılayacak oyunlar oynanır. Bu oyunlarda genellikle roller kurban, kurtarıcı arasında değişir. Biri kendini kurban gibi gösterirken digeri kurtarıcı olmaya çalışabilir.

  • Partnerini değiştirmek için sürekli çabalar:

İlişki bağımlılığı olan biri genellikle karşısındakini değiştirmek ve bütün hataların kaynağının ondan kaynaklandığını ispatlamaya eğilimlidir.

  • Terk edilmekten korkarlar

Bu korku öfke, panik, boşluk hisleriyle kendini gösteren yalnızlık duygusudur. Temeli yine çocukluk döneminde anne ve baba ile ilgili korkulara dayanır. Ailesi tarafından ihmal edilen kişilerde yalnızlıkla birlikte yoğun hissedilir.

  • Negatif hisleri tekrar tekrar kendilerine yaşatırlar:

Adeta negatif duygu bağımlısıdırlar. İlişkilerine dair yukarı çeken olumlu anıları hatırlamak yerine daima dip duyguları yaşatan anılara takılır kalırlar.

  • Yakınlığı hem ister, hem de ondan korkarlar

Bağımlı ilişkinin en tezat tarafı budur. Hem sevip sevilme isteği duyar hem de bu yakınlıktan korkar.

  • Kaygı ve endişe yükselir:

Kaybetme korkusu, terk edilme korkusu, yalnızlık korkusu, acı çekme korkusu, sevilmeme korkusu gibi korkular nedeniyle birine bağımlılık geliştirerek bu korkuları hissetmekten kurtulacağını düşünen kişi buna ragmen ilişki elinden kayıp gidiyormuş hissine kapıldığında kaygı atakları yaşar.

 

Tüm bu özelliklerin dışında bağımlı bir ilişki yaşayan kişinin en önemli özelliği partneri üzerinde güç kullanma isteğidir. Gücü hissedebilmek için kişi partnerini etkisiz hale getirir. Artık uğraşacak daha güçsüz biri vardır. Böylelikle kişi kendi korkuları, güvensizlikleri ve şüpheleri arka plana atabilir durumdadır.

 

Peki bağımlı bir ilişki içinde olduğunuzu anladığınızda ne yapmalısınız?

 

Bu kolay bir süreç değildir. Sevgi bağımlılığı nedeniyle dengesini yitirmiş olan kişinin duygu, düşünce ve davranış ekseninde yeniden dengeye gelebilmesi için hem zihinsel, hem duygusal hem de davranışsal olarak kendini bu bağımlılıktan özgürleştirecek adımları atmaya istekli olması çok önemlidir ki genellikle bunu yapmak yerine dram yaratarak kendini çaresiz hissetme eğiliminde olurlar. Adeta bahanelerden beslenirler.

Bu süreç aslında bir ilişkiyi bitirme süreci değil bağımlılıktan sevgiye geçiş sürecidir. Nasıl ki bizi bağımlı olmaya iten bir yol varsa, bağımlılıktan çıkaran yollar da vardır. Sağlıklı bir ilişkinin nasıl yaratıldığını anlarsak kendimizi ve başkasını olduğu gibi kabul etmeyi öğrenebilir ve ilişkide sevgiyi yaratma şansını arttırmış oluruz.

Bağımlılıktan sevgiye giden süreçte mutlaka öncelikle sağlıksız ve bağımlı bir ilişki yaşandığını kabul etmek ve bunun için profesyonel destek almak önemlidir. Kendinin tüm travmatik anılarıyla yüzleşmek ve içsel olarak kendini bilmeye ve geliştirmeye dayanan bir süreci gerektirir.

Bu sürecin sonunda kişi kendini bağımlı kılan tüm bilinçaltı kodlarından özgürleşir. Gerçek sevgiyi özgürce yaşamayı öğrenir.

 

Tıpkı Halil Cibran’ın dediği gibi;

 

Birbirinizi sevin, ama sevginin üzerine bağlayıcı anlaşmalar koymayın,
Bırakın yüreklerinizin sahilleri arasında gelgit çalkalanan bir deniz olsun Sevgi
Birbirinizin kadehini onunla doldurun ama aynı kadehe eğilip içmeyin,
Ekmeğinizi bölüşün, ama aynı lokmayı dişlemeye kalkmayın,
Şarkı söyleyin, dans edin, eğlenin birlikte, ama ikinizin de birer Yalnız olduğunu unutmayın,
Çünkü lavtadan dağılan müzik aynı, ama nağmeleri çıkaran teller ayrıdır,

Yüreklerinizi birbirine bağlayın ama biri ötekinin saklayıcısı olmasın,

Çünkü ancak Hayat’ın elidir yüreklerinizi saklayacak olan,

Hep yanyana olun, ama birbirinize fazla sokulmayın,

Çünkü tapınağı taşıyan sütunlar da ayrıdır,

Çünkü bir selvi ile bir meşe birbirinin gölgesinde yetişmez….