Kimseden Bir Şey Beklememek

Karşılandığında mutlu olduğunu sandığın, karşılanmadığında ise için için kendini yiyerek bitirdiğin şeyin adıdır beklenti.

Gerek koçluk seanslarımda, gerekse hem kendi hem de hayatımdaki insanların yaşamlarında temel olarak huzursuzluğa neden olan şeyin beklentiler olduğunu görüyorum. Sürekli birilerinden bir şeyler bekliyoruz. Anne-babalar çocuklarından iyi bir evlat olmalarını bekliyor. Çocuklar ailelerinden tüm isteklerinin yapılmasını bekliyorlar, sevgililer sevildiğini hissetmek için ilgi bekliyor…

Bekliyoruz da bekliyoruz kısacası. Bu beklentiler karşılandığında pek bir keyfimiz yerinde oluyor, mutlu oluyoruz. Amaaa ya karşılanmazsa! İşte o zaman sıkıntı nöbetleri, stres, mutsuzluk kol gezmeye başlıyor hayatımızda.

Hiç düşündünüz mü kimseden bir şey beklemeden yaşayabilseydiniz bu nasıl bir hayat olurdu?

Mesela; bir annesiniz ya da bir baba çocuğunuzdan üniversiteyi kazanmasını, iyi bir işe sahip olmasını, evlenmesini, çocuk yapmasını beklemeseydiniz? Sevgilinizden size hediyeler almasını, sizi sürekli aramasını, ilgilenmesini, sizin sorunlarınıza zaman ayırıp çözmesini v.s… daha sayılabilecek onlarca beklentiye girmeseydiniz ne olurdu?

Bence çok güzel olurdu. Çünkü biz biliyoruz ki kimse kimseyi mutlu etmek için gelmedi bu dünyaya. Evet hayat içinde herkes üstlendiği rollerde birbirine hizmet ediyor, ancak bu her zaman bizim istediğimiz şekilde olmuyor. Yaşamda beklentilerin karşılanmaması nedeniyle insanlar derin üzüntüler yaşıyorlar ve yine kurban rolüne bürünüp karşılarındaki insanı suçlamaya başlıyorlar. Suçlamak insanların yapabildiği en başarılı davranışlarında başında geliyor bana göre. Çünkü sorumluluk almayı sevmiyoruz. İşler yolunda gitmediğinde bunun faturasını başkasına çıkarmaya bayılıyoruz. Birini suçladığımızda ego rahatlıyor. O hep haklı olmak ister. Beklentilerde de bu mantık işliyor. Birinden bir şey beklemeden önce mutlaka ona siz bir iyilik, güzellik yapmışsınızdır ve bunun karşılığında o da sizin istediğinizi yapmalı mantığı hakimdir. Yapmadı mı? O zaman o haindir, sizi sevmiyordur, anlamıyordur, siz onun için neler neler yapmışsınızdır ama o sizin bir isteğinizi bile yerine getirememiştir. Peki ben şimdi şunu soruyorum size o kişiye ne yaptıysanız, ne verdiyseniz bir gün bunun karşılığını size versin diye yapıyorsanız siz gerçekten o kişiyi seviyor musunuz? Gerçekten aranızdaki ilişki samimiyete dayanıyor mu? Hiç sanmıyorum. Beklentiler üzerine kurulan ilişkiler çökmeye mahkumdur. İlişkilerin temelinde esas olan koşulsuz sevgiyi ve dengeyi sağlamaktır. Hayatınızdaki tüm ilişkileri gözden geçirdiğinizde hangisinde gerçekten koşulsuz, olduğu gibi o haliyle sevip kabul ettiğiniz ve hem duygusal, hem zihinsel boyutta dengeyi sağlayabildiğinizi düşünüyorsunuz? Eğer hayatınızdaki insanların size istediklerinizi vermediğini, yeterince ilgi görmediğinizi, sevilmediğinizi, hep kullanıldığınızı düşünüyorsanız bence bu soruların üstüne biraz düşünün. Kendinizle samimiyetle yüzleşebilirseniz alacağınız cevaplar sizi farklı bir duygu, düşünce ve davranış boyutuna taşıyacaktır. Kendiniz için doğru cevapları bulduğunuzda beklentilerin yarattığı sınırlardan kurtulacak, beklentiye girmeme özgürlüğüne sahip olacaksınız.

Kimseden bir şey beklemediğinizde, yapmak istediğiniz şeyleri sadece o an yapmak istediğiniz için yaptığınızda, seçimlerinizi kaybetme korkusu, sevilmeme korkusu gibi korkulardan arındırarak yapabildiğinizde beklentilerden özgürleşirsiniz. Özgürleştiğinizde yeni enerjinizle zaten olması gereken olmaya başlar.

Teslimiyet ve akışa uymanın adıdır huzur. Huzurdaysanız zaten her şey istediğiniz gibi olur.

Sevgiyle AN’da kalın 🙂

Gülden