Ne Kadar Cüretkarsınız?

Arkadaşlarımla bir sohbet sırasında ‘hayatınızda nelere cüret edebildiniz?’ diye bir soru üzerine cüretkarlık hakkında konuşmaya başladık.

Hiç düşündünüz mü siz ne kadar cüretkarsınız? hayatınız boyunca nelere cüret ettiniz?

İşinizde, evinizde, ailenizde, arkadaşlık ilişkilerinizde, okulda, sosyal hayatta ne kadar cüretkar davranabiliyorsunuz?

Cüretkar kelime anlamı olarak yürekli demektir. Herkesin hayatında cüretkarca davrandığı en az bir hikayesi vardır. Kuantum dünyasına adım attığınızda herşeyin enerji olduğu gerçeğiyle tanışırsınız ve sonraki adımlarda düşüncelerin de enerji olduğu, düşündüğünüz hayatı realitede yaşıyor olduğunuzu öğrenirsiniz. Benim cüret ettiğim şeylerden biri budur. Hayatımın çok uzun yıllarını materyalist felsefeye ve Newton Fiziğine dayalı olarak yaşadım. Gördüğüm, dokunabildiğim kısacası beş duyu ile algılayabildiğim dışında hiçbir şeye inanmıyordum. Ruh, Tanrı, düşünce gücü v.s. benim için deli saçmasından ibaretti. Son derece katı bir bakış açısı, hatta bu konuda ateşli tartışmalara girerdim. Taaaa ki başıma saksı düşene kadar 🙂 (düşen saksıya şükürler olsun). Yaşadığım hayatın içinde anlamsız bir huzursuzluk hakimdi içsel olarak bir arayış içindeydim ancak bunu kendime bile itiraf edecek cesaretim yoktu. Bununla birlikte bundan kaçışta yoktu çözmeliyim bunu dedim kendime ve o reddettiğim ruh dünyasını, Tanrı varlığını araştırmaya başladım bu süreçte tüm dinleri, felsefeleri, mitolojiyi araştırdım. Hristiyan, budist, zen, müslüman… birçok kişiyle tanıştım toplantılarına katıldım. Hepsi birbirinden ayrı gibi görünsede aslında bahsettikleri tekbir şey vardı o da ‘birlik inancı’ ve ‘sevgi’. Tanrı bizi koşulsuz sınırsız bir sevgiyle seviyor. Fakat ben mantığımı pek susturabilen biri değilim her felsefenin ardında bunu bana ispat edecek bir fizik bilgisi arayışındaydım, ancak o zaman ‘tamam’ diyecektim. Bu sırada Allah bana madem bu kadar merak ediyorsun o zaman tüm zamanını buna ayırmanı sağlayalım dedi sanırım 🙂 ve işyerinde çok can sıkıcı bir toplantı esnasında, neyin savaşını veriyorsun Gülden ve kimin için bu kadar hırpalıyorsun kendini, bak dostum dediğin kişi karşına geçmiş seni bitirmeye çalışıyor diye derin düşüncelere daldım konuşulanlara cevap vermek, kendimi savunmaya çalışmak o kadar anlamız gelmişti ki bana artık buradan gitmeliyim bu insanlarla bir saniye daha aynı ortamda kalamam diyerek işimden istifa ettim fakat bu süreç epey sancılıydı. Yani laylaylom verilmiş bir karar değildi benim için dibe vurduğum andı. Doğru bildiğim her şeyin yıkıldığı, gözümün önünde yok olduğu, dostum, canım dediğim insanların bir bir hayatımdan çıkıp gittiği ve bunu yaparlarken çok canımın acıdığını hissettiğim kısacası kendi içsel kıyametimi yaşadığım bir andı. Kendimi uzay boşluğunda gibi hissetmeye başlamıştım tüm duygularım, düşüncelerim, bedenim sanki bir boşlukta yüzüyor gibiydi, salınmış haldeydim. Tam 15 gün bu şekilde yaşadım gelecek korkusu,parasız kalma endişesi, olumsuz duygular beni esir almıştı uykular haram olmuştu, yatıyorum kalkıyorum sürekli nasıl bu hale geldi, dostluklar yalan mıydı, ben herkese sevgiyle ve anlayışla yaklaşmaya çalışırken ellerine geçen ilk fırsatta beni mezara gömmek için can atan sahte ilişkilerim mi varmış, bunu hak edecek ne yaptım? diye düşünüyordum sürekli! Böyle giderse ciddi psikolojik rahatsızlıklar yaşayacağım kesindi ve bir sabah uyandığımda kendi yarattığım bu cehennemden çıkmaya karar verdim. Yaşanan her şeyin bir anlamı olmalıydı bu kadar boş ve anlamsız olamaz diye düşündüm. Sonra;

Gülden gerçekten ne istiyorsun?

Hayat amacın ne, sen neden buradasın?

Nasıl bir hayat yaşamak istiyorsun?

Ve bu sorularımın cevabını bulmak için ‘koçluk’ almaya karar verdim. Bu süreçte kuantum fiziği ve kuantum felsefesini öğrenirken diğer taraftan tüm sorularımın cevabını almaya ve olan biten herşeyin benim düşünce sistemimden kaynaklandığını ispatlı bir şekilde görmeye başladım. Onlarca korku, yüzlerce negatif inanç ve davranış temizliği yaptım, affetmenin büyüsünü keşfettim ve affetmenin insanı nasıl rahatlattığını o gereksiz yükleri taşımanın ne kadar anlamsız olduğunu gördüm ve çocukluğumdan bu yana hayatımda olan ve zararını gördüğüm birçok kişiyi affettim. Koçluk’un ne kadar etkili bir sistem olduğunu ve insanın kendini gerçekleştirmesinde nasıl işe yaradığını keşfettikten sonra ‘Koçluk’ mesleğine aşık oldum 🙂 bu benim için bir tutku oldu. Şimdi böyle anların içinden geçerken bir desteğe ihtiyaç duyan insanlara o yolculukta eşlik etmenin keyfini yaşıyorum.

Benim cüretkarlığım kendi cehennemimden çıkıp, kendim olmaya saf bir şekilde niyet edişimdir. İnsan olarak her alanda herşeye cüret edebilir ve belkide çok büyük başarılar elde edebiliriz ancak kim ki kendini bilmeye, bulmaya cüret ederse ebedi huzur oradadır, koşulsuz sevgi oradadır, Tanrı oradadır.

Kendinizle yüzleşme ve kendinizi bulma cüretkarlığını göstermeniz dileğiyle.

Sevgiyle AN’da kalın 🙂

Gülden Üner